Şehadet Şerbeti



Şehadet Şerbeti

Okunma Sayısı:233


YAZARLAR - Ebru Şimşek
Eklenme Tarihi:2018-06-21 11:51:30


Ebru Şimşek

    Hakkâri’nin dağınık dağlarında tek sıra halinde ilerleyerek katil arıyorduk. Hava şartları oldukça ağır, kar üzerimize lapa lapa yağıyordu. Ama hiçbir silah arkadaşım bunu dert etmiyordu. Aklımızda bir tek şey vardı: Vatan. Gerekirse kendimizi feda ederiz yine de topraklarımızı üç beş çapulcuya vermeyiz.

   Dar geçitlerden geçip hainlerin saklandıkları mağaraları didik didik arıyor, kendilerine sığınak yaptıkları yerleri imha ediyorduk. Günler sürüyordu bazen bu operasyonlar. Taşın üstünde yattığımız zamanlar oluyordu. Herkes o zamanlarda koğuşu, yatağını ve sıcak bir tas çorbayı özlüyordu. Ama özlemi bir kenara bırakıyor, verdiğimiz komando sözünü tutuyorduk. Yemin ettik. Bu dağları pislikten temizlemedikçe biz bu dağlardan inmeyecektik.

    Operasyonun 12. gününde şehit sayımız 5 olmuştu. Bu zamana kadar kan görmeye dayanamayan ben, yanımda 5 tane silah arkadaşımın şehit olmasına tanıklık etmiştim. Oğuz, Hamza, Kağan, Hazar, Serkan... Beş tane yiğit aslanlar haince vurulmuş ve şehit edilmişti. O an aklıma ailelerinin, sevdiği kızların ne halde oldukları geldi. Kim bilir nasıl kahrolacaklardı? Sonra bir anda kendi annem ve sevdiğim geldi. Alya ne yapardı kim bilir?

        Başımı iki yana sallayıp beynimin bana oynadığı oyunu bozdum. Şimdi olmazdı. Savaş alanında psikolojinin sana oynadığı oyunu kontrol altına alman gerekiyordu. Eğer tek bir yanlış hareketin olursa, sadece sen bütün arkadaşlarını tehlikeye atmış oluyordun. Öbür gün olduğunda yine dağların dar geçitlerinden geçerken bir anda gelen kurşunlarla kendimizi kayaların arkalarına attık. Aşağı tarafta kaldığımız için atılan kurşunların nereden geldiğini kestiremiyorduk. 

    En son komutanımız iyi yerlere siper almamızı, yanlış harekette bulunmamamızı emrediyordu. Elim tetikte kurşunlarımın boşa gitmemesi için nişanımı iyi alarak atıyordum. Sıcak temasın üzerinden bir saat geçmesine rağmen destek ekip gelmiyordu, belki de gelemiyordu. Mühimmatı idareli kullanıyorduk elbette ama yetebilir mi orasını da düşünmeden edemiyordum. Yukarıda elinde silahı ile bir silah arkadaşımı hedef almış keskin nişancının tam alnının ortasına nişan aldım. Ben öldürmezsem o öldürecekti. Aldığım nişanın ardından silahımı ateşleyerek keskin nişancının tam alnının ortasından vurdum. Elindeki silah kayalardan düşerken bedeni geriye düştü. O an kendimi kahraman gibi hissettim. Bu hissi üzerimden hemencecik atıp yeniden gözlerimi tepelere diktim. Oralarda onlarca yığın vardı hainlerden. Sürüne sürüne başka bir kayanın arkasına geçtim. Bulunduğum yerden az da olsa görünüyorlardı. Tek tek keskin nişancıya yaptığım gibi kurşunlarımla idam ettim onları. Sayıları biraz olsun azalmıştı ama hala bitmemişlerdi. Elimdeki silahı hiç hedefinden ayırmadan kendimi korumaya çalışarak sıkarken bir anda bedenimde hissettiğim acı ile ilk anda beynim ne olduğunu kavrayamadı. Fakat aradan geçen saniyelerin ardından vücudumda yanma ve acı hissetim. Yutkunamıyordum. Çığlık atmak istercesine konuşmaya, sesimi çıkarmaya çalıştım. Ama olmadı. İleriye - silah arkadaşlarımın olduğu yere - bakarken Mehmet’in bir anda adımı bağırmasını duydum.

     Sonra daha fazla dayanamadım. Bedenim geriye doğru düştü ve kendimi yerde buldum. Gözlerimi gökyüzünden alamazken sonsuz bulutların sanki benim ciğerlerime çekmek istediğim oksijeni çalmak istiyorcasına bedenime dar geldiğini hissetim. Sanki iğne batırıyorlar ve engellemeye çalışıyorlardı. Ardından midemde başlayan yanma ile beynim gerçeği idrak etti. Ben şehit oluyordum. Gözlerime sanki perde çekiyorlardı. O perdede annem, babam, kardeşim ve Alya vardı. Nişan günümüz. Gülüşü, sesi… Şimdi kulaklarımda bir müzik gibi çalıyordu ince sesi… Ardından Hakkâri’ye gelmeden önce son buluşmamızda ağlayarak bana söylediği sözler geldi.

     ‘’Bizi yarım bırakma, sağ salim gel olur mu? Söz ver?‘’ demesi benim de karşılık olarak elini tutup ‘’Söz veriyorum. Sana sağ salim geleceğim. Geldikten sonra da hemen düğünümüzü yapacağım.’’ demem. Bir komando verdiği sözden asla geri dönmez. Ama gidiyorum işte. Ona verdiğim sözleri hep tutardım ben ama şimdi izin vermiyor ki kader o sözleri gerçekleştirmeme…

     Gözlerimi kırptığımda yeniden gerçeğe döndüm. Yanı başımda komutanım ve Mehmet vardı. ‘’Dayan’’ diyorlardı. Dayanamıyordum. Kan gırtlağıma dolarken sona yaklaştığımı adım gibi biliyordum. Üzerimdeki yeşil üniformanın bazı yerleri kıpkırmızıydı. Baktığımda gülümsedim. O kan, bayrağımızın rengindeydi. O bayrakta binlerce yiğidin kanı vardı. Bir tanesi de kendisinin olacaktı. Bundan gurur duyuyordu. Ölümden korkmuyordu. Gerekirse bin canı olsa yine bu vatan toprakları için feda ederdi. Şehadetini gırtlağına dolan kanın izin verdiği kadarı ile dile getirdi ve “Şehadet Şerbeti”ni içip cennete uçtu Yiğit Adam. Tıpkı Oğuz, Hamza, Kağan, Hazar ve Serkan gibi…

       Evine şehadet haberi geldiğinde nişanlısı Alya yıkıldı. Ama bir anne kadar değildi. Kendi canını toprağa koymak demek bir annenin de ölmesi demek gibiydi. Tören alanında bayan askerlerin kollarında yürürken parmakları boğum boğum sıkılıydı. Hayallerini yarım bırakanlara, sevdiği adamı toprağa düşürenlere içinden binlerce kez lanet etti. Tören yapılırken bir anda başlayan sağanak yağmur ile başını göğe kaldırdı Alya. Gülümsedi. İçinden bir fısıltı geçti o anda: ‘’Görüyor musun Şehidim? Memleketin bile gidişine gözyaşlarını akıtıyor.’’

     Tören yapıldıktan sonra herkes dağıldı ve geriye bir tek Alya kaldı. Mezar taşının üstündeki sevdiği adamın fotoğrafını öptü. Bir süre oturdu ve yağmurun altında gözyaşlarının yağmura karışmasına izin verdi. Dayanacak gücü kalmayınca da eve gitme kararı aldı. Gitmeden son bir kez daha öptü mezar taşını ve sevdiği adama vedasını etti.

   ‘’Düğünümüz mahşere kaldı Şehidim. Ama elbet görüşeceğiz seninle. Hiç unutmayacağım, unutturmayacağım seni. Belki bu dünyada yarım kaldık ama ahirette yarım kalmayacağız. Seni bekleyeceğim. Rahat uyu Limon Kokulu Şehidim.‘’

       Ve Şehitliğin çıkışına doğru yürüdü genç kadın. Kendini artık bu dünyada sığıntı hissediyordu. Bir an önce ölmeyi dileyerek Şehitlikten çıktı ve yıllarca sürecek acının ilk adımlarını attı.

Eklenme Tarihi: 21-06-2018

EDEBİDERYA.COM

Yazarın diğer yazılarını görmek için seçin.

HENÜZ YAPILMIŞ YORUM YOK

 

                                                             YORUM EKLE

MESAJINIZ(Max 3000 karekter)



  

Son Eklenen Videomuz

6.Ders (Altyazılı): Hikâyede Anlatıcı, Bakış Açısı, Tema, Konu, Karşılaşma ve Çatışma



Sitemizdeki yeniliklerden haberdar olmak isterseniz e-mail adresinizi yazıp e-bültenimize üye olabilirsiniz.





      EDEBİDERYA ANA MENÜ

      DERSLERİM || SINIFLARIM

      FATİH HOCA || EĞİTİM

      YARIŞMA || ÖDÜL

      TEŞEKKÜR || TEBRİK

      ÖĞRENCİLERİMİN YAZILARI

      KÖŞE YAZARLIĞI

      İLTİFATLAR VE HATIRALAR

         ZİYARETÇİLER

Aktif Ziyaretçi 2
Dün Tekil 196
Bugün Tekil 125
Toplam Tekil 145905

ziyaretçi Defteri